DİNLE

Dikey Ufuk

Küratör ve Organizatör: Yoong Wah Alex Wong

Tarih: 28 Nisan-15 Mayıs 2017

Dikey Ufuk, 80’li yılların başından beri fotoğrafla uğraşan Singapurlu sanatçılar, Desmond Teo ve Raymond Chua’nın ikili sergisidir.

Desmond Teo’nun fotoğrafları, günümüz imgeleri olarak Singapur’un modern mimari örneği olan bina ve gökdelenlerini kullanır. Bu yapıları çoğunlukla kafamızı kaldırmadan farketmemiz güçtür; çünkü yoğun kent peyzajında kaybolurlar. Bu aynaya benzer mekanlar, izleyiciyi yansıttıkları görselliğe eleştirel bir gözle yeniden bakmaya iter. Camın ardında nelerin bulunduğu, çözülmeyi bekleyen bir bilmece gibidir. Clutterbuck’ın (1998) kişisel yansıtıcı alan kavramı, insanların reflektif pratiğinin temelini oluşturan eleştirel analiz ve anlayışını geliştirme kapasitesine gönderme yapar. Bu yapıların içinde mi dışında mı yaşadığımızı ayırdetmek, böylesine beton bir ormanda yaşadığımız için bazen zor olmaktadır. Kent yaşamının parçalanması, süresiz, yansımalı ve çeşitlendirilmiş kompozisyonlarla çerçevelenmiştir. Bu yüksek tezatlı mimari fotoğraflar, izleyiciyi kendisinin ve başkalarının şehir içindeki kimlik algısını eleştirel olarak sorgulamaya davet eder.

Öte yandan, Raymond’ın erken dönem fotoğrafları hepimizin korumak için çaba gösterdiği baş döndürücü ve coşkun manzaraları konu alır. Fotoğraflar, açık alanı belirli bir mekana taşırken yeryüzünü bir manzara olarak yakalar ve gerçekliği kavrayarak bir sömürgecilik hareketine dönüştürür (Wells 2011, s.56). Tek bir kadrajın yakaladığı manzara parçası, izleyicinin o mekanda gerçekten bulunmuş fotoğrafçıya göre kısıtlı bir bakışla sınırlandırılmasına sebep olur. Manzara fotoğrafçılığında algılanan süje, tabii ki bakan kişinin bilgisi, kültürel altyapısı ve önceden edindiği fikirlere göre öznel bir temsil olmaktadır. Yine de, fotoğraf sanatı, bizi doğaya tanık ederek doğa-insan ilişkisine dair bir farkındalık yaratmanın yanısıra coğrafi ve tarihi olguları da sunarak bilgi dağarcığımızı geliştirir. İnsanlık keşfedilmemişi keşfetmeye devam ettikçe, bu keşifler genelde insanların gerçekliği değiştirmesine (yeryüzü ve arazi şekli) ve sınırları genişletmesine sebep olur. Daha fazlasına ve daha iyisine olan açlık, insanları ellerinde kalan sınırlı yeşille ilgili çelişkili bir ikilimde bırakır. Çoğu zaman, yeryüzüne insan etkisiyle oluşmuş alanlar tarafından yapılan müdahale için kendimizi kötü hisseder, özür diler sonrasında ise bu durumu unuturuz. Kentsel kesimde sadece yapay yeşil alanlar bulunurken, insan yapımı yeni yapılar hızla yayılmakta ve doğal yeşil alanı yoketmektedir. İnsanlar yeryüzünü sömürmeye devam ettikçe değişen peyzaj, kutsallıkla iticilik, sükunet ve ızdırap arasında gidip gelmemize neden olan bir paradoks oluşturur.