DİNLE

KABA GÜNÜ YONTTUĞUMUZ İNCE BIÇAK25-11-2019

Kaba günü yonttuğumuz ince bıçak[1], sanatçılar Elif Öner ve Evrim Kavcar’ın, duyma, dinleme, dinleyememe, dinlemek istememe, ses çıkarma ve çıkaramama hâlleri üzerine inşa ettikleri bir diyaloğun parçası. Öner ve Kavcar, bu sergide temelde ses ile hafıza arasındaki bağlantılara ve sesin ruh hâline odaklanıyor; Kasa’nın hem sergi mekânı hem de kavram olarak barındırdığı “içine atmak,” “kilitlemek,” “gizlemek,” “kapatmak,” “gömmek,” “saklamak,” “tutmak” gibi işlevlerinin psikolojik boyutuna vurgu yaparken, kasa dairesini zihnin derinlikleriyle ve bilinçdışıyla ilişkilendiriyorlar. “Kaba günü yonttuğumuz ince bıçak”, şiddet ve muhafazakârlığın yükseldiği, tedirgin edici bir unutuş ve yalnızlaşma ikliminde bir canlı kalma edimi, sanatçıların iç seslerin, ses tonları ve tınılarının malzemesel karşılıklarına ilişkin arayışlarının izdüşümü olarak da okunabilir.

Sergiye, Elif Öner ve Evrim Kavcar’ın bir süredir devam eden, psikoloji, konuşma-dil patolojisi, sinirbilim, ses tasarımı, edebiyat, tarih, sosyoloji gibi farklı disiplinlerden davetlilerle gerçekleştirdikleri “Sevgili Okuyucu”[2] başlıklı konuşma dizisi eşlik ediyor. Konuşma dizisi, 5 - 11 -13- 25 Aralık tarihlerinde saat 17:00 – 21:00 saatleri arasında Minerva Han’ın giriş katında izleyicilerle buluşuyor.

 

Konuşma Programı ve Konuşmacılar;

5 Aralık: Ayşe Devrim Başterzi, Cevdet Erek, Selçuk Artut, Oğuz Öner.

11 Aralık: Kerem Dündar, Murat Uyurkulak, Tolga Tüzün.

13 Aralık: Alper Maral, Vahit Tuna, Zeynep Sayın.

25 Aralık: Eda Sezgin, Erdoğan Özmen, Nermin Saybaşlı.


[1]sustukça köreldi/kaba günü yonttuğumuz ince bıçak”, Gülten Akın’ın Kuş Uçsa Gölge Kalır kitabında yer alan “Leke” isimli şiirinden alıntı. 

[2]“Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya” başlıklı öyküsünün sonunda Oğuz Atay, merak ile karışık bir tereddütle seslenir: “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?


[1]The name of the exhibition derives from a poem titled "Leke" in Gülten Akın’s book Kuş Uçsa Gölge Kalır

[2]At the end of his short story titled “Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya”, Oğuz Atay asks with hesitant curiosity: “I am right here, dear reader; where are you, though?